16 Kasım 2019 Cumartesi

HAYVANLARIN HAŞRİ \ AHMET BAYDAR


HAYVANLARIN HAŞRİ \ AHMET BAYDAR
Hadisler
Bazı hadis kitaplarında, “Kıyamet gününde boynuzlu koyuna, boynuzsuz koyun için kısas yapılacağı” hadis formuyla nakledilmiştir.[1] Bunun, zayıf ve kuvvetli insanları kasteden bir mecaz olduğu söylenemez. Çünkü benzer bir haberde, Hz. Peygamber’in tokuşan iki koyun görünce bir sahabeye, “Bunların ne için tokuştuklarını biliyor musun?” dediği, o da “bilmiyorum” deyince, “Allah biliyor ve ikisi arasında hüküm verecek” buyurduğu nakledilmiştir.[2] Üstelik bu bu son haber, “Diriliş günü hüküm verecek” şekli ile de nakledilmiştir.[3] Başka bir rivayette ise “Diriliş gününde, tokuşan iki koyun dâhil her şeyin hasımlaşacağı” nakledilmiştir.[4]
Bu haberlerin senet açısından durumlarının ne olduğu, muhaddisler tarafından ne amaçla serdedildikleri ve tam olarak hangi manaya delalet ettikleri ayrı ayrı düşünülmesi gereken hususlardır. Fakat bazı ulema bu rivayetleri sahih görmüş ve bu metinleri esas alarak hayvanların da öteki hayatta yargılanacağı sonucuna varmışlardır. Meselenin bizim üzerinde durmak istediğimiz yönü ise Müfessirlerin bu mana ile ilişki kurdukları iki ayettir.
Vahşi Hayvanlar
Bu ayetlerden birisi Tekvîr Suresindedir. Kıyametin vukuundan önce evrende meydana gelecek ahval tasvir edilirken şöyle denir:
“Vahşi hayvanlar toplandığında…”[5]
Müfessirlerin bir kısmı, bu ayetteki hayvan haşrinin, yargı gününde olacağını anlamış, hatta bazıları buradan bir sineğin bile kısas için hesaba çekileceği neticesine ulaşmıştır.[6] Süleyman Ateş de onlara katılarak; “O gün vahşî hayvanlar da herkesin hesap vereceği toplantı yerine getirilirler; onlar da birbirlerinden haklarını alırlar” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.
Ama S. Ateş, sözün sonunda asıl tercihini diğer bir görüşten yana yapmaktadır. Bu tercihe göre; hayvanların haşri onların ölümüdür. Ayetin de Diriliş günüyle ve hak almakla bir ilişkisi yoktur. Çünkü bölümde evrendeki düzenin bozuluş süreci tasvir edilmektedir. Bu, Diriliş’ten önceki bir durumdur. Birbirini yiyen yabani hayvanlar, yangın afetlerinde görüldüğü gibi, vahşiliklerini unutup bir araya toplanırlar demektir.[7] Birçok müfessir bu hususa işaret etmiştir.[8]
“Canlı ve Kuşlar”
Hayvanların haşr ve yargı için toplanması hususunda sürülen diğer bir delil de En’âm Suresinin 38. ayetidir:
“Yeryüzünde hiçbir canlı ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yok ki sizin gibi ümmetler olmasınlar. Kitapta hiçbir şeyi zayi etmedik; sonra Rabb’lerine toplanırlar.”
Müfessirler ayette, bütün hayvanların türler hâlinde bulunuşuna dikkat çekildiğinde ittifak etmişler ve “hayvanlar sizin gibi ümmetler olarak yaşayan varlıklardır” şeklinde bir mana takdir etmişlerdir. Buradan, hayvanların da Allah’ı tanıdığı ve O’nu birlediği manasını çıkaranlar,[9] tefsirlerinde “Boynuzsuz ve boynuzlu hayvan” hadisini zikrederek ayeti daha özelleştirenler olmuştur. Hatta yargıdan (kendi aralarında kısastan) sonra, bu hayvanların toprak olacağı detayı da unutulmamıştır. Bu son durumu hikmetsiz bulan Süleyman Ateş,[10] bu ayetin tefsirinde yine de, “Anlıyoruz ki kıyamet gününde diriltilip Allah’a götürülecek olan, yalnız insanlar değildir. İnsanlar gibi birer ümmet olan bütün hayvan sınıfları da Allah’a götürülecektir” demektedir.
İşte bu yorumlara dayanarak hayvanların da tıpkı insanlar gibi ruhlarının bulunduğunu düşünenler olmuştur. Nitekim tenasüh inancını benimseyenler de, görüşlerine bu âyeti delil getirerek, “ayet, her canlının ve kuşun, bizim gibi olduğunu göstermektedir. Ölümden sonra, eğer ruhlar bedbaht, cahil ve asi ise hayvanların bedenlerine geçerler” demektedirler.[11]
Sadece İnsan
Oysa Kur’an’ı Kerim’in bazı ilkeleri ve genel üslubu, hayvanların da haşredileceği gibi bir sonuca varılmasına manidir. Çünkü haşr, sorumluluk gerektiren bir husustur. Akabinde de tecziye söz konusu olacaktır. Ama Kur’an-ı Kerim, emanet arz edildiğinde göklerin, yerin ve dağların kaçındığını, sadece insanın “yüklendiği”ni ifade etmiştir.[12] Ayrıca Kur’an, insan toplumlarının bile kendi içlerinden elçilerle uyarıldıklarını,[13] uyarılmayanlara ise azab edilmeyeceğini dile getirmiştir.[14] İbadet için de ins ve cinnin yaratıldığını ifade ettiği hâlde, hayvanların mükellefiyetine dair açık bir beyanda bulunmamıştır.[15] Diğer yandan Kur’an-ı Kerim, hayvanların tıpkı melekler gibi olduğunu, onların Allah’a karşı istikbar etme alternatiflerinin bulunmadığını dile getirmiştir.[16]
Bu ilkelerle konuşan bir kitaptan, insan haşriyle hayvan haşrini karıştıran manalar çıkarmak elbette tutarlı bir izah olamaz. Kitap, hayvanların kendilerine has bir yargı için haşredileceği hususunda da açık bir söz söylememiştir. Mükellefiyet için aklı ve bülûğu gerekli gören bir fıkhın da, akıl nimetinden mahrum bırakılmış olan hayvanları kendi aralarında bile olsa haşirden ve kısastan mükellef tutması düşünülemez.[17] Çünkü bazı hayvanlar, ancak diğer bazı hayvanları yiyerek hayatta kalmaktadır. “Onların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, ceza görürler”[18] şeklindeki bir önerme ise, onlarda bu sınırı gözetecek (akıl gibi) bir rehber bulunmadığı sürece bir değer ifade etmeyecektir.
O hâlde
Zaten hayvan haşri konusunda âlimler ittifak etmiş değillerdir. Aralarında İbn Abbas’ın da yer aldığı bir grup, hayvanların haşredilmesini, hikmetten uzak görmeleri sebebiyle, makul bulmamışlardır.[19]
Bu durumda, hayvanların yargılanacağına delil olarak ileri sürülen hadisleri, Kur’an’ın ilkeleri ve genel üslubu doğrultusunda ele almamız; Müfessrilerin çoğunun bu hususta delil olarak ileri sürdüğü En’âm Suresinin 38. ayetine yaptıkları tefsirler üzerinde de yeniden düşünmemiz gerekmektedir:
“Yeryüzünde hiçbir canlı ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yok ki sizin gibi ümmetler olmasınlar. Kitapta hiçbir şeyi zayi etmedik; sonra Rabb’lerine toplanırlar.”
Kitap
Ayetin üslubunda dikkat edilmesi gereken önemli bir husus kitab kelimesidir. Müfessirlerin bir kısmı onu, oluş ilkelerinin yazılmış bulunduğu levh-i mahfuz, bir kısmı da nebevi ilkelerin yazılmış bulunduğu vahiy kitabı şeklinde anlamışlardır. Kur’an’ın genel üslubu açısından birincisi daha kuvvetli olmakla birlikte ikincisi de mümkündür. Ancak ayetin söz akışına göre o kitabın, toplumların iyi ve kötü fiillerinin kaydedildiği tutanak olması daha muhtemeldir. Kur’an’da bunun benzeri ifadeler vardır.[20] Zaten bundan hemen sonra da toplanma hususu dile getirilmektedir. Daha sonra da, her imamın (her ümmetin) ve her nefsin (herkesin) kitabına bakmaya sıra gelecektir.
Zamirler
Ayet üzerinde düşünmemize yardımcı olacak hususlardan birisi de ayetteki zamirlerdir. “Rabb” kelimesine bitişen zamir, hayvanlar için kullanılan “hâ” değil, âkıller için kullanılan “hum” zamiridir. Yine “toplanırlar” cümlenin gizli öznesi de “vav” harfi olmuştur. Bu zamir de akıller için kullanılmaktadır.
Sizin Gibi
Dikkat edilmesi gereken başka bir husus “Sizin gibi ümmetler” deyimidir. Bu deyimin, “ümmetler olmada sizin gibi” şeklinde anlaşılması gereği açık değildir. Aslında bu söz akışında böyle bir mana takdiri doğru da değildir. Ayrıca ayeti bu manaya hamletmek, dikkate alınabilecek bir fayda da temin etmeyecektir. Çünkü bütün canlıların bu nitelikleri taşıdığı zaten herkesin malumu bir husustur. Binaenaleyh bunların böyle olduğunu bildirerek herhangi bir fayda hasıl olmamaktadır.[21] Bu durumda Mekkeliler’le hayvanlar arasında, sözün akışına uygun başka bir benzerlik aranması gerekmektedir.
Benzerlik Yönü
Eski toplumlar, önceki peygamberlere verilen “ayetler” üzerine efsaneler oluşturmuşlardır. Mekkeliler de Hz. Peygamber’den bu tür ayetler istemektedir. Kur’an, bu kusurlu anlayışı ıslah sadedinde, peygamberlere isnat edilen kudret konusunda Allah’ın kudretini devreye sokmuştur. Nitekim 36. ayette, “Ölülere gelince onları (sadece) Allah diriltir! Sonra O’na döndürülürler” demiştir. Buradaki ölüler, İbrâhim (as) ile İsâ (as)’ın kıssalarındaki mecazi ölümler için kullanılan el-Mevtâ ile aynıdır.[22] Bunlar peygamberlerin tebliğine icabet etmeyen kimselerdir. Nitekim bu beyandan hemen sonra istenilen türden bir ayet getirmenin Allah’ın işi olduğuna temas edilmiş ve 38. ayette, önceki ümmetlerle sonraki ümmetlerin benzeştiğini ifade için,“Arzda hiçbir dâbbe ve kanatlarıyla uçan hiçbir tâir yok ki sizin gibi ümmetler olmasın” denmiştir.
Dâbbe
Ayetin üslubunda dikkat etmemiz gerekenlerden birisi de dâbbe kelimesidir. Kur’an, yaban hayvanları için vuhûş, çiftlik hayvanları için en’âm, bunların dört ayaklıları için behâim demiştir. Bu ayette ise hareket edebilen herşey anlamında dâbbe kelimesini seçmiştir. Aslında bu herhangi bir şeyin ismi değil, kımıldayan her şeye sıfat olabilecek bir kelimedir.Buna insan da dâhildir. Nitekim bir ayette “Allah katında dâbbelerin en kötüsü, anlamayan ve düşünmeyen sağırlar ve dilsizler” denmiştir.[23] Bu bağlamda dâbbelerin en kötüsü, insanların en kötüsü ile aynıdır. Fakat bu konuda en açık misal her hâlde, “Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde tek dâbbe bırakmazdı” ayeti olur.[24]
Tâir
Ayetin üslubunda dikkat etmemiz gereken diğer bir kelime de tâir olacaktır. Arapçada yükseklere çıkabilen ve hatta mecazen yerde hızlı gidebilen her mahlûka tâir denmiştir. İnsanlar da dâbbe gibi tâir’le de nitelenmiştir.[25] Bundan daha da önemlisi, insanların bütün yapıp ettiklerine tâir demiş olmasıdır: “Her insanın tâirini boynuna bağladık. Diriliş günü onun için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız!”[26]
Bu son ayet, insandiriliş ve kitap vurgularında, üzerinde durduğumuz ayetle ortaktır. Ayrıca, birinde insanın iki eliyle yaptıklarına tâir denmişken, diğerinde iki cenahıyla uçana tâir denmiştir. Cenah, esas itibariyle cihetlerden birisine meyletmektir. Bu durumda iki cenahla uçmak dengeyle uçmak demektir. İki cenahıyla uçanlar, kendi tâirini kendisi kazananlardır.
Bunlarla birlikte üzerinde durduğumuz ayette, debelenmek ve uçmak nitelikleri arasında bir mütekabiliyete işaret edildiği de açıktır. Nitekim yaratılmışlar arasında bulunan her canlı ya debelenmekte ya da uçmaktadır. Ümmetler de böyledir.
Ümmet
Dikkat edilmesi gereken başka bir husus ümmetler kelimesidir. Ümmetler, aynı yaratılış özelliklerinde veya aynı zamanda yaşamada yahut aynı dili konuşmada benzer olan toplumlardır. Kelime, Kur’an’da hep insan toplumları için kullanılmıştır.[27] Nitekim bir ayet-i kerimede, “Uyarıcısı olmayan hiçbir ümmet olmadığı” ifade edilmiştir.[28] Aynı kelime, bu ayetin bulunduğu bölümde, 42. ayette, aynı anlamla tekrar edilmiştir. Bu durum, ümmet kelimesinin genel üslupta olduğu gibi burada da insan topluluklarını nitelediğini düşündürmektedir.
Te’viller
Yani bu ayet, hayvanların birer ümmet oluşuna dikkat çekiyor değildir. Aksine, seçtiği kelimelere bakılırsa, hayatı, şimdiki hayattan ibaret sanarak vahye kulak tıkayanların hayvanlardan daha fazla özellikleri olmayan ümmetler olduğunu ihtar etmektedir. Bu manaya Merhum H. Yazır şöyle işaret etmiştir:
“Bu ayetin sevki iki şekilde düşünülür: Birisi ilmi ve ahirete imanı olmayıp, hayatı, bu dünya hayatından ibaret sananların genellikle hayvanlardan fazla bir meziyete sahip olmadıklarını anlatmaktır.” Merhumun işaret ettiği diğer düşünme şekli ise diğer Müfessirlerin düşündükleri gibidir.[29]
İşaret ettiğimiz hususlarda ayetin üslubuna yaklaşan diğer bir tevili de M. İbn Arabî yapmıştır. O, bu ayette, rezaletleri sonunda maymun ve domuzlar gibi hayvanlara mesh olunmuş ümmetlere işaret bulunduğu ihtimalini düşünmektedir.[30] Ancak bu durumda mesh’in, toplumların mizaç cihetiyle hayvanlara dönüşmesi olarak düşünülmesi gerekir.
Sonuç
Hayvanların da insanlar gibi haşredileceğine delil olarak gösterilen En’âm Suresinin otuz sekizinci ayetinin bulunduğu bölümde sözün bağları, elçi ve ümmetle ilgili olduğundan, dâbbe ve tâir sözcüklerinin hayvanları değil, vahye karşı duruşlarında Mekkelilerden farkı bulunmayan diğer ümmetleri nitelediği düşünülmelidir. Mekkeliler, diğer ümmetlere benzeyen mizaçları hatırlatılarak uyarılmışlardır.
Bu durumda, ayeti şöyle anlamamız yanlış olmayacaktır: (Beşeriyet) arzında debelenen (hiçbir ilkel toplum) ve dengesini bozmadan uçan hiçbir (müreffeh toplum) olmasın ki siz (Mekkeli)ler gibi (beşer elçilerle uyarılmış) ümmetler olmasınlar. (Katımızdaki) kitapta (onları da sizi de uyarmak ve eylemlerinizi yazmak hususunda) hiçbir şeyi eksik bırakmadık; sonra hepsi Efendi’leri(nin huzurunda) toplanacaklardır. Nitekim sonraki ayet, bu manayı tavzıh etmekte; uyarıdan anlamayan o ümmete hayvani nitelikler atfetmektedir:
“Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir.”
Bilen Allah’tır.
——————————————-
[1] Müslim (Birr 60, 2582), Tirmizi (Kıyamet 2, 2422) ve İbn Hanbel (2/235, 301, 323).
[2] Ahmed, Müsned, 21438.
[3] Ebû Dâvud et-Tayâlisî, Müsned, 480.
[4] Ahmed, Müsned, 9072.
[5] Tekvîr 81/5.
[6] Katâde, Zeccâc, Süddî.
[7] Taberî, Tefsîr. İbn Fûrek, Tefsîr.
[8] Mesela Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî’nin ayete düştüğü dipnot şöyledir: “Dünyayı genel bir afet sarınca, her türden vahşi hayvanlar bir araya toplanır ve o zaman yılanlar ısıramaz, arslanlar parçalayamaz hale gelirler.”
[9] Bkz. Fahreddin Râzî, Tefsîr.
[10] Tekvîr Suresinin tefsirinde
[11] Bkz. F. Râzî, Tefsîr. Mezkûr ayetin tefsiri.
[12] Ahzâb 33/72.
[13] İbrâhim 14/4.
[14] İsrâ 17/15.
[15] Zâriyât 51/56.
[16] Nahl 16/49.
[17] Kadı Ebu Bekr, ayetin tefsirinde bu hususa işaret etmiştir. (Bkz. Tenzîhü’l-Kur’an)
[18] “Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir.” Said Nursî, 28. Lem’a.
[19] Bkz. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Haşr maddesi.
[20]Bu mana için bkz. İsrâ 17/12-14. Yâsin 36/11.
[21] Nitekim F. Râzî böyle bir itiraza ihtimal vermektedir.
[22] Bkz. 2/60, 73. 3/49.
[23] Enfâl 8/22. Burada “ke’l-En’âm” deyiminde görüldüğü üzere “gibi” kaydı da yoktur.
[24] Nahl 16/61. Ayrıca bkz. Hûd 11/56.
[25] Arapça’da birisi­ne, “Bu ihtiyacım için uç” denmişse aslında, çabucak git, dendiği anlaşılır.
[26] İsra 17/13-14.
[27] Ancak Hadislerde durum böyle değildir. Ebû Davud, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce’de, “Köpekler eğer ümmetlerden bir ümmet olmasaydı öldürülmesini emrederdim” şeklinde bir hadis nakledilmektedir.
[28] Fâtır 25/24.
[29] E. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, En’âm 6/38. ayetin tefsiri.
[30] Muhyiddin İbn Arabî, Tefsîru’l-Kur’an.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder