HAYVANLARIN HAŞRİ \ AHMET BAYDAR
Hadisler
Bazı hadis kitaplarında, “Kıyamet gününde boynuzlu koyuna,
boynuzsuz koyun için kısas yapılacağı” hadis formuyla nakledilmiştir.[1] Bunun,
zayıf ve kuvvetli insanları kasteden bir mecaz olduğu söylenemez. Çünkü benzer
bir haberde, Hz. Peygamber’in tokuşan iki koyun görünce bir sahabeye, “Bunların
ne için tokuştuklarını biliyor musun?” dediği, o da “bilmiyorum” deyince,
“Allah biliyor ve ikisi arasında hüküm verecek” buyurduğu nakledilmiştir.[2] Üstelik
bu bu son haber, “Diriliş günü hüküm verecek” şekli ile de nakledilmiştir.[3] Başka
bir rivayette ise “Diriliş gününde, tokuşan iki koyun dâhil her şeyin hasımlaşacağı”
nakledilmiştir.[4]
Bu haberlerin senet açısından durumlarının ne olduğu,
muhaddisler tarafından ne amaçla serdedildikleri ve tam olarak hangi manaya delalet
ettikleri ayrı ayrı düşünülmesi gereken hususlardır. Fakat bazı ulema bu
rivayetleri sahih görmüş ve bu metinleri esas alarak hayvanların da öteki
hayatta yargılanacağı sonucuna varmışlardır. Meselenin bizim üzerinde durmak
istediğimiz yönü ise Müfessirlerin bu mana ile ilişki kurdukları iki ayettir.
Vahşi Hayvanlar
Bu ayetlerden birisi Tekvîr Suresindedir. Kıyametin
vukuundan önce evrende meydana gelecek ahval tasvir edilirken şöyle denir:
“Vahşi hayvanlar toplandığında…”[5]
Müfessirlerin bir kısmı, bu ayetteki hayvan haşrinin, yargı
gününde olacağını anlamış, hatta bazıları buradan bir sineğin bile kısas için
hesaba çekileceği neticesine ulaşmıştır.[6] Süleyman
Ateş de onlara katılarak; “O gün vahşî hayvanlar da herkesin hesap vereceği
toplantı yerine getirilirler; onlar da birbirlerinden haklarını alırlar”
şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.
Ama S. Ateş, sözün sonunda asıl tercihini diğer bir görüşten
yana yapmaktadır. Bu tercihe göre; hayvanların haşri onların ölümüdür. Ayetin
de Diriliş günüyle ve hak almakla bir ilişkisi yoktur. Çünkü bölümde evrendeki
düzenin bozuluş süreci tasvir edilmektedir. Bu, Diriliş’ten önceki bir
durumdur. Birbirini yiyen yabani hayvanlar, yangın afetlerinde görüldüğü gibi,
vahşiliklerini unutup bir araya toplanırlar demektir.[7] Birçok
müfessir bu hususa işaret etmiştir.[8]
“Canlı ve Kuşlar”
Hayvanların haşr ve yargı için toplanması hususunda sürülen
diğer bir delil de En’âm Suresinin 38. ayetidir:
“Yeryüzünde hiçbir canlı ve kanatlarıyla uçan hiçbir
kuş yok ki sizin gibi ümmetler olmasınlar. Kitapta hiçbir şeyi zayi etmedik;
sonra Rabb’lerine toplanırlar.”
Müfessirler ayette, bütün hayvanların türler hâlinde
bulunuşuna dikkat çekildiğinde ittifak etmişler ve “hayvanlar sizin
gibi ümmetler olarak yaşayan varlıklardır”
şeklinde bir mana takdir etmişlerdir. Buradan, hayvanların da Allah’ı tanıdığı
ve O’nu birlediği manasını çıkaranlar,[9] tefsirlerinde
“Boynuzsuz ve boynuzlu hayvan” hadisini zikrederek ayeti daha özelleştirenler
olmuştur. Hatta yargıdan (kendi aralarında kısastan) sonra, bu hayvanların
toprak olacağı detayı da unutulmamıştır. Bu son durumu hikmetsiz bulan Süleyman
Ateş,[10] bu
ayetin tefsirinde yine de, “Anlıyoruz ki kıyamet gününde diriltilip Allah’a
götürülecek olan, yalnız insanlar değildir. İnsanlar gibi birer ümmet
olan bütün hayvan sınıfları da Allah’a götürülecektir” demektedir.
İşte bu yorumlara dayanarak hayvanların da tıpkı insanlar
gibi ruhlarının bulunduğunu düşünenler olmuştur. Nitekim tenasüh inancını
benimseyenler de, görüşlerine bu âyeti delil getirerek, “ayet, her canlının ve
kuşun, bizim gibi olduğunu göstermektedir. Ölümden sonra, eğer ruhlar bedbaht,
cahil ve asi ise hayvanların bedenlerine geçerler” demektedirler.[11]
Sadece İnsan
Oysa Kur’an’ı Kerim’in bazı ilkeleri ve genel üslubu,
hayvanların da haşredileceği gibi bir sonuca varılmasına manidir. Çünkü haşr,
sorumluluk gerektiren bir husustur. Akabinde de tecziye söz konusu olacaktır.
Ama Kur’an-ı Kerim, emanet arz edildiğinde göklerin, yerin ve
dağların kaçındığını, sadece insanın “yüklendiği”ni ifade etmiştir.[12] Ayrıca
Kur’an, insan toplumlarının bile kendi içlerinden elçilerle uyarıldıklarını,[13] uyarılmayanlara
ise azab edilmeyeceğini dile getirmiştir.[14] İbadet
için de ins ve cinnin yaratıldığını ifade ettiği hâlde, hayvanların
mükellefiyetine dair açık bir beyanda bulunmamıştır.[15] Diğer
yandan Kur’an-ı Kerim, hayvanların tıpkı melekler gibi olduğunu, onların
Allah’a karşı istikbar etme alternatiflerinin bulunmadığını dile getirmiştir.[16]
Bu ilkelerle konuşan bir kitaptan, insan haşriyle hayvan
haşrini karıştıran manalar çıkarmak elbette tutarlı bir izah olamaz. Kitap,
hayvanların kendilerine has bir yargı için haşredileceği hususunda da açık bir
söz söylememiştir. Mükellefiyet için aklı ve bülûğu gerekli gören bir fıkhın
da, akıl nimetinden mahrum bırakılmış olan hayvanları kendi
aralarında bile olsa haşirden ve kısastan mükellef tutması düşünülemez.[17] Çünkü
bazı hayvanlar, ancak diğer bazı hayvanları yiyerek hayatta kalmaktadır.
“Onların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan
hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, ceza görürler”[18] şeklindeki
bir önerme ise, onlarda bu sınırı gözetecek (akıl gibi) bir rehber bulunmadığı
sürece bir değer ifade etmeyecektir.
O hâlde
Zaten hayvan haşri konusunda âlimler ittifak etmiş
değillerdir. Aralarında İbn Abbas’ın da yer aldığı bir grup, hayvanların
haşredilmesini, hikmetten uzak görmeleri sebebiyle, makul bulmamışlardır.[19]
Bu durumda, hayvanların yargılanacağına delil olarak ileri
sürülen hadisleri, Kur’an’ın ilkeleri ve genel üslubu doğrultusunda ele
almamız; Müfessrilerin çoğunun bu hususta delil olarak ileri sürdüğü En’âm
Suresinin 38. ayetine yaptıkları tefsirler üzerinde de yeniden düşünmemiz
gerekmektedir:
“Yeryüzünde hiçbir canlı ve kanatlarıyla uçan hiçbir
kuş yok ki sizin gibi ümmetler olmasınlar. Kitapta hiçbir şeyi zayi etmedik;
sonra Rabb’lerine toplanırlar.”
Kitap
Ayetin üslubunda dikkat edilmesi gereken önemli bir
husus kitab kelimesidir. Müfessirlerin bir kısmı onu, oluş
ilkelerinin yazılmış bulunduğu levh-i mahfuz, bir kısmı da nebevi ilkelerin
yazılmış bulunduğu vahiy kitabı şeklinde anlamışlardır. Kur’an’ın genel üslubu
açısından birincisi daha kuvvetli olmakla birlikte ikincisi de mümkündür. Ancak
ayetin söz akışına göre o kitabın, toplumların iyi ve kötü fiillerinin
kaydedildiği tutanak olması daha muhtemeldir. Kur’an’da bunun benzeri ifadeler
vardır.[20] Zaten
bundan hemen sonra da toplanma hususu dile getirilmektedir.
Daha sonra da, her imamın (her ümmetin) ve her nefsin (herkesin) kitabına
bakmaya sıra gelecektir.
Zamirler
Ayet üzerinde düşünmemize yardımcı olacak hususlardan birisi
de ayetteki zamirlerdir. “Rabb” kelimesine bitişen zamir, hayvanlar
için kullanılan “hâ” değil, âkıller için kullanılan “hum” zamiridir. Yine
“toplanırlar” cümlenin gizli öznesi de “vav” harfi olmuştur. Bu zamir de
akıller için kullanılmaktadır.
Sizin Gibi
Dikkat edilmesi gereken başka bir husus “Sizin gibi
ümmetler” deyimidir. Bu deyimin, “ümmetler olmada sizin gibi”
şeklinde anlaşılması gereği açık değildir. Aslında bu söz akışında böyle bir
mana takdiri doğru da değildir. Ayrıca ayeti bu manaya hamletmek, dikkate
alınabilecek bir fayda da temin etmeyecektir. Çünkü bütün canlıların bu
nitelikleri taşıdığı zaten herkesin malumu bir husustur. Binaenaleyh bunların
böyle olduğunu bildirerek herhangi bir fayda hasıl olmamaktadır.[21] Bu
durumda Mekkeliler’le hayvanlar arasında, sözün akışına uygun başka bir
benzerlik aranması gerekmektedir.
Benzerlik Yönü
Eski toplumlar, önceki peygamberlere verilen “ayetler”
üzerine efsaneler oluşturmuşlardır. Mekkeliler de Hz. Peygamber’den bu tür
ayetler istemektedir. Kur’an, bu kusurlu anlayışı ıslah sadedinde,
peygamberlere isnat edilen kudret konusunda Allah’ın kudretini devreye
sokmuştur. Nitekim 36. ayette, “Ölülere gelince onları (sadece)
Allah diriltir! Sonra O’na döndürülürler” demiştir.
Buradaki ölüler, İbrâhim (as) ile İsâ (as)’ın kıssalarındaki
mecazi ölümler için kullanılan el-Mevtâ ile aynıdır.[22] Bunlar
peygamberlerin tebliğine icabet etmeyen kimselerdir. Nitekim bu beyandan hemen
sonra istenilen türden bir ayet getirmenin Allah’ın işi olduğuna temas edilmiş
ve 38. ayette, önceki ümmetlerle sonraki ümmetlerin benzeştiğini ifade için,“Arzda
hiçbir dâbbe ve kanatlarıyla uçan hiçbir tâir yok
ki sizin gibi ümmetler olmasın” denmiştir.
Dâbbe
Ayetin üslubunda dikkat etmemiz gerekenlerden birisi
de dâbbe kelimesidir. Kur’an, yaban hayvanları için vuhûş,
çiftlik hayvanları için en’âm, bunların dört ayaklıları için behâim demiştir.
Bu ayette ise hareket edebilen herşey anlamında dâbbe kelimesini
seçmiştir. Aslında bu herhangi bir şeyin ismi değil, kımıldayan her şeye sıfat
olabilecek bir kelimedir.Buna insan da dâhildir. Nitekim bir ayette “Allah
katında dâbbelerin en kötüsü, anlamayan ve düşünmeyen sağırlar ve dilsizler”
denmiştir.[23] Bu
bağlamda dâbbelerin en kötüsü, insanların en kötüsü ile aynıdır. Fakat bu
konuda en açık misal her hâlde, “Eğer Allah insanları
zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde tek dâbbe bırakmazdı” ayeti
olur.[24]
Tâir
Ayetin üslubunda dikkat etmemiz gereken diğer bir kelime
de tâir olacaktır. Arapçada yükseklere çıkabilen ve hatta
mecazen yerde hızlı gidebilen her mahlûka tâir denmiştir.
İnsanlar da dâbbe gibi tâir’le de nitelenmiştir.[25] Bundan
daha da önemlisi, insanların bütün yapıp ettiklerine tâir demiş
olmasıdır: “Her insanın tâirini boynuna
bağladık. Diriliş günü onun için açılmış olarak bulacağı
bir kitap çıkarırız!”[26]
Bu son ayet, insan, diriliş ve kitap vurgularında,
üzerinde durduğumuz ayetle ortaktır. Ayrıca, birinde insanın iki eliyle yaptıklarına tâir denmişken,
diğerinde iki cenahıyla uçana tâir denmiştir. Cenah, esas
itibariyle cihetlerden birisine meyletmektir. Bu durumda iki cenahla uçmak
dengeyle uçmak demektir. İki cenahıyla uçanlar, kendi tâirini kendisi
kazananlardır.
Bunlarla birlikte üzerinde durduğumuz ayette, debelenmek ve
uçmak nitelikleri arasında bir mütekabiliyete işaret edildiği de açıktır.
Nitekim yaratılmışlar arasında bulunan her canlı ya debelenmekte ya da
uçmaktadır. Ümmetler de böyledir.
Ümmet
Dikkat edilmesi gereken başka bir husus ümmetler kelimesidir. Ümmetler,
aynı yaratılış özelliklerinde veya aynı zamanda yaşamada yahut aynı dili
konuşmada benzer olan toplumlardır. Kelime, Kur’an’da hep insan toplumları için
kullanılmıştır.[27] Nitekim
bir ayet-i kerimede, “Uyarıcısı olmayan hiçbir ümmet olmadığı” ifade
edilmiştir.[28] Aynı
kelime, bu ayetin bulunduğu bölümde, 42. ayette, aynı anlamla tekrar
edilmiştir. Bu durum, ümmet kelimesinin genel üslupta olduğu
gibi burada da insan topluluklarını nitelediğini düşündürmektedir.
Te’viller
Yani bu ayet, hayvanların birer ümmet oluşuna dikkat
çekiyor değildir. Aksine, seçtiği kelimelere bakılırsa, hayatı, şimdiki
hayattan ibaret sanarak vahye kulak tıkayanların hayvanlardan daha
fazla özellikleri olmayan ümmetler olduğunu ihtar etmektedir. Bu
manaya Merhum H. Yazır şöyle işaret etmiştir:
“Bu ayetin sevki iki şekilde düşünülür: Birisi ilmi ve
ahirete imanı olmayıp, hayatı, bu dünya hayatından ibaret sananların genellikle
hayvanlardan fazla bir meziyete sahip olmadıklarını anlatmaktır.” Merhumun
işaret ettiği diğer düşünme şekli ise diğer Müfessirlerin düşündükleri gibidir.[29]
İşaret ettiğimiz hususlarda ayetin üslubuna yaklaşan diğer
bir tevili de M. İbn Arabî yapmıştır. O, bu ayette, rezaletleri sonunda maymun
ve domuzlar gibi hayvanlara mesh olunmuş ümmetlere işaret bulunduğu ihtimalini
düşünmektedir.[30] Ancak
bu durumda mesh’in, toplumların mizaç cihetiyle hayvanlara dönüşmesi olarak
düşünülmesi gerekir.
Sonuç
Hayvanların da insanlar gibi haşredileceğine delil olarak
gösterilen En’âm Suresinin otuz sekizinci ayetinin bulunduğu bölümde sözün
bağları, elçi ve ümmetle ilgili olduğundan, dâbbe ve tâir sözcüklerinin
hayvanları değil, vahye karşı duruşlarında Mekkelilerden farkı bulunmayan diğer
ümmetleri nitelediği düşünülmelidir. Mekkeliler, diğer ümmetlere benzeyen
mizaçları hatırlatılarak uyarılmışlardır.
Bu durumda, ayeti şöyle anlamamız yanlış olmayacaktır:
(Beşeriyet) arzında debelenen (hiçbir ilkel toplum) ve dengesini bozmadan uçan
hiçbir (müreffeh toplum) olmasın ki siz (Mekkeli)ler gibi (beşer elçilerle
uyarılmış) ümmetler olmasınlar. (Katımızdaki) kitapta (onları da sizi de
uyarmak ve eylemlerinizi yazmak hususunda) hiçbir şeyi eksik bırakmadık; sonra
hepsi Efendi’leri(nin huzurunda) toplanacaklardır. Nitekim sonraki ayet, bu
manayı tavzıh etmekte; uyarıdan anlamayan o ümmete hayvani nitelikler
atfetmektedir:
“Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış
sağır ve dilsizlerdir.”
Bilen Allah’tır.
——————————————-
[1] Müslim
(Birr 60, 2582), Tirmizi (Kıyamet 2, 2422) ve İbn Hanbel (2/235, 301, 323).
[2] Ahmed,
Müsned, 21438.
[3] Ebû
Dâvud et-Tayâlisî, Müsned, 480.
[4] Ahmed,
Müsned, 9072.
[5] Tekvîr
81/5.
[6] Katâde,
Zeccâc, Süddî.
[7] Taberî,
Tefsîr. İbn Fûrek, Tefsîr.
[8] Mesela
Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî’nin ayete düştüğü dipnot şöyledir: “Dünyayı genel bir
afet sarınca, her türden vahşi hayvanlar bir araya toplanır ve o zaman yılanlar
ısıramaz, arslanlar parçalayamaz hale gelirler.”
[9] Bkz.
Fahreddin Râzî, Tefsîr.
[10] Tekvîr
Suresinin tefsirinde
[11] Bkz.
F. Râzî, Tefsîr. Mezkûr ayetin tefsiri.
[12] Ahzâb
33/72.
[13] İbrâhim
14/4.
[14] İsrâ
17/15.
[15] Zâriyât
51/56.
[16] Nahl
16/49.
[17] Kadı
Ebu Bekr, ayetin tefsirinde bu hususa işaret etmiştir. (Bkz. Tenzîhü’l-Kur’an)
[18] “Gerçi
cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât
mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları
vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir.”
Said Nursî, 28. Lem’a.
[19] Bkz.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Haşr maddesi.
[20]Bu
mana için bkz. İsrâ 17/12-14. Yâsin 36/11.
[21] Nitekim
F. Râzî böyle bir itiraza ihtimal vermektedir.
[22] Bkz.
2/60, 73. 3/49.
[23] Enfâl
8/22. Burada “ke’l-En’âm” deyiminde görüldüğü üzere “gibi” kaydı da yoktur.
[24] Nahl
16/61. Ayrıca bkz. Hûd 11/56.
[25] Arapça’da
birisine, “Bu ihtiyacım için uç” denmişse aslında, çabucak git, dendiği
anlaşılır.
[26] İsra
17/13-14.
[27] Ancak
Hadislerde durum böyle değildir. Ebû Davud, Tirmizî, Neseî ve İbn Mâce’de,
“Köpekler eğer ümmetlerden bir ümmet olmasaydı öldürülmesini emrederdim”
şeklinde bir hadis nakledilmektedir.
[28] Fâtır
25/24.
[29] E.
Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, En’âm 6/38. ayetin tefsiri.
[30] Muhyiddin
İbn Arabî, Tefsîru’l-Kur’an.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder