MUCİZE 1 – HZ. MUSA’NIN DEĞNEĞİ \ AHMET BAYDAR
Kur’an-ı Kerim`de, birden fazla bölümde Hz. Musa`nın elçi
olarak Firavun`a gönderildiği anlatılır. Elinde, yere bırakıldığında yılana
dönüşen bir değnek vardır. Yılan kıvrak hareketler yapar, koşar ve irileşir.
Hz. Musa, bu dönüşümlerden korkar. Bunun üzerine elini cebine sokar. Çıkarınca
da kusursuz beyaz görülür. Daha sonra Hz. Musa yine bu değnek sayesinde denizi
geçer ve taştan on iki kaynak fışkırtır.
Bir değnek yılan gibi canlanmış, denizi yarmış, taştan su
çıkartmıştır. Oysa tabiatta aynı şartlarda, her zaman aynı sonuçlar izlene
gelmektedir. O zaman, kuru bir ağacın canlanması, denizin insanlara yol verecek
şekilde ayrışması, bir taştan su fışkırması nasıl izah edilebilir?
Bu sorunun muhtemel üç cevabı vardır. Birincisi, bu olaylar
harikulade göründüğü için mucize kabul edilmesi gerektiğidir. Çünkü tabiatta
izlene gelen olayların işleyiş seyriyle çelişmiştir. Başka bir deyimle, Allah,
fiillerinde bulundurduğu adetlerini geçici olarak iptal etmiştir.
Mucize kabulü, akli açıdan çelişkili dursa da iman açısından
“mümkün” görülür. Akli bir çelişkidir çünkü bir olayı mucize olarak
adlandırmak, evrendeki sebep-sonuç ilişkili düzeni zımnen kabul etmiş olmaktır.
Bu da neticede, az deneyle verilmiş bir yargıyı, deneye dayanmayan bir yargıyla
iptal etmek anlamına gelir. Mucize kabulü iman açısından ise mümkündür. Çünkü
bir ressamın, yaptığı resme her an müdahale edebileceğini kabul etmek gerekir.
Eşyayı istediği şeye dönüştürmek, ona ilk özelliklerini dilediği gibi verenin
elindedir. Taşı taş olarak yaratanın bir anda onu su yapmaya da kudreti yeter.
Ancak meselenin imani bakışla birlikte düşünülmesi gereken
Kur`ânî boyutları vardır. Önce bu tür bir kabulün, Kur’an’ın genel üslubuna ve
ön doğrularına uyup uymadığını düşünmek gerekir.
Mucize, bir anlamda, tabii süreçlere yapılan bir müdahale
ile varlığın cezbeye gelmiş olduğunu kabul etmektir. Bu ise eşyayı “meleki”
yapısından çıkarır. Ayrıca, aynı sebeplerin bazen farklı sonuçlar vereceği
beklentisi, dilediğince faydalanma yetisi (teshir) verilen insanoğlunun halife
olarak atanmasıyla ve denenmek için yaratılmış olduğu hikmetiyle çelişir.
Ayrıca Kur’an, Allah`ın zaten evrendeki işleyişe her daim
müdahil olduğunu belirtmiştir. Bu müdahalenin de bir adet üzere bulunduğu
izlenmektedir. Kur’an, bu düzenli işleyişten bir istisna yapmamıştır. Bu
şekilde meydana gelen her olaya da ayet demiş, toplumsal olanlarına uygulana
gelenlerinin (sünnetullah) değişmeyeceğini de açıkça belirtmiştir. Yaratıcının
kudretini daha fazla hissetmek isteyene de, daha fazla akli izah isteyene de;
bu ayetlerin açık, açıklayıcı ve kesin kanıtlar olduğunu söylemekle yetinmiş,
iman ve inkârı açığa çıkaracak şeyin de bu ayetler olduğunu dile getirmiştir.
Bu ayetlerin dikkat çekilen yönleri de, sarsıcı ve şaşırtıcı
oluşları, insanı acze düşürücü oluşları yahut izlenen âdete muhalif
oluşlarından daha ziyade yinelenen oluşlardaki ibret verici karakterleridir.
Daha önemlisi ise Kur’an’ın, peygamberliğin mucizeyle ispat edilmesini
isteyenlere karşı kullandığı şu üsluptur:
“Yahut senin altından bir evin olsun yahut semaya
çıkasın, ona çıktığına da asla inanmayız, tâ ki üzerimize okuyacağımız bir
kitap indiresin! De ki: Sübhanallah! Ben sadece beşer bir elçiyim.”
Kur’an-ı Kerim, elçilerin peygamberliklerini, nesnel
ayetlere işaretle ve sözel ayetleri tebliğ ederek ispat ettiklerini söyler.
Sarsıcı, hayret verici, meydan okuyucu, acze düşürücü doğal olay anlamında bir
mucize sözcüğü kullanmaz. Müminlerin peygamberlere inanmalarının gerekçeleri de
mucizeler değil, kendilerindeki sakınma duygusu ve elçilerin ilettikleri
vahiydir. Nitekim gerçek peygamber Hz. Muhammed (a.s.) ile peygamberlik
taslayan Müseylime`nin arasını ayıran şey de bir mucize değil vahiy olmuştur.
Hz. Musa`nın değneğinin dönüşümlerinin nasıl izah
edilebileceği konusunda muhtemel ikinci cevap ise şudur. Bunlar, gerçekte
fiillerin seyrine uygun olarak cereyan ede gelen; kasırga, volkanik patlama,
taş yağmuru, deprem, med-cezir ve benzeri nadir görülen tabiat olaylarıdır.
Allah, peygamberlerine tam yerinde ve zamanında vahyederek bu olaylarla onları
desteklemiştir. Ancak devrinde izleyenler, sebeplerini kavrayamadıkları için
onları mucize telakki etmişlerdir. Haberin bize mucize şeklinde gelmesinin sebebi
de onların algılama biçiminden kaynaklanmıştır.
Yukarıdaki sorunun muhtemel üçüncü cevabı da şudur. Bu
anlatımda dile getirilen hususlar, gerçekleşmiş doğal hadiseler değildir.
Anlatım temsilidir. Bu nedenle üzerinde düşünülmesi gereken de sebep ve sonuçları
açısından doğa değil, bu hadiselerin gündemi ve anlatımın edebi açıdan
değerlendirilmesi olmalıdır.
Son iki ihtimalin hangisinin daha doğru olabileceğini
elbette Musa (a.s.) ın gündeminde ve hadiseleri nakleden metnin üslubunda
aramamız gerekecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder