16 Kasım 2019 Cumartesi

KENTİN DAYATMALARINA KARŞI MAĞARAYI TERCİH EDEN GENÇLER \ AHMET BAYDAR


KENTİN DAYATMALARINA KARŞI MAĞARAYI TERCİH EDEN GENÇLER \ AHMET BAYDAR
Sayıları tam olarak bilinmeyen gençlerin, bilinmeyen bir çağda, adresi bilinmeyen bir mağarada, bilinmeyen bir süre kalışlarının Kur’an’daki anlatımı şöyle başlar:
“Yoksa Mağara ve Rakîm ehlini delillerimizden şaşılacak bir şey mi idiler sandın?”(1)
“Rakîm”, mağara ehlinin mesleklerinden doğmuş olan meşhur adlarıdır. Yazma eser demektir. Nitekim onların taş ve demir üzerine yazılar oydukları rivayet edilmiştir.(2) Bu adlandırma, onların mağarada Mukaddes kitabın istinsahı ile iştigal eden inanmış kimseler olabileceğine işaret etmektedir.
Bu ayete söz akışındaki bütünlüğünde bakılırsa, başka önemli bir hususun da anlaşılacağı görülecektir. Bu husus, iman damarları kurumuş bir kentten imanla süslenmiş gençlerin çıkarılmasının, ölü topraktan yeşil bitkilerin çıkarılması gibi olduğu, bu nedenle anlatılacak olan kıssanın; kuru topraktan hayrete değer süsler çıkaran ilahi âdete uygun olarak algılanması gerektiği, şaşkınlık veren (aceb) bir delil olarak algılanmaması gerektiğidir.
Aslında bu ifade, kıssanın efsaneleştirilmesine Kur’an’ın olumsuz baktığına da gizli bir göndermede bulunmaktadır. Ne gariptir ki Müslüman toplumlar zamanla kıssayı tashih eden bu çarpıcı yargıyı unutmuşlar ve yeniden eski mitolojik hüviyetine bürümüşlerdir.
Bundan daha önemli bir husus ise, kıssanın özü kabul edilmesi gereken bu ayetten sonra Kur’an’ın olayı; “giriş”, “bildiri”, “kıssanın aslı” ve “efsaneler” diyebileceğimiz dört bölüme ayırmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus ise, bu bölümlerin her birinin (iz) edatıyla ayrılmış olmasıdır.
İnançlı ve sabırlı gençlerin mağaraya sığındıklarına özet olarak temas eden giriş bölümü (iz) edatıyla şöyle başlar:
“Hani, Gençler mağaraya sığınmışlar ve demişlerdi: “Rabb’ımız! Katından bize bir rahmet ver, işimizde bize bir muvaffakiyet hazırla.”
Bu ayetten, gençlerin mağaraya uyumak için değil bir amaç için gittiklerini, muvaffakiyet istedikleri bir işleri bulunduğunu öğreniyoruz. Kur’an şöyle devam ediyor:
“Böylece, Mağarada, nice yıllar kulaklarını kapattık.”
“Kulaklarını kapattık” terkibi, işitmelerini engelledik,(3) sağırlaştırdık anlamına bir deyimdir. Uyutma anlamında kullanılması ise, Kur’an’ın nüzulünden sonra olmuştur.(4) Bu nedenle, akış içerisinde mağaranın mukabili olan şehre karşı kulaklarını kapattık, sosyal hayatta olup bitenlerle alakalarını kestik(5) şeklinde anlamak gerekir. Sözün sonrası da bu anlamı doğrulamaktadır:
“Sonra, iki gruptan bekledikleri gayeyi hangisinin daha iyi anlayacağını bilelim diye onları gönderdik.”
Ayette iki gruptan söz edilmektedir. Birisi mağara ehli, diğeri zalim toplumdur. Her iki grubun da birer gayesi(6) vardır. Biri öteki hayatı, diğeri ise şimdiki hayatı amaç edinmiştir. Biraz sonra değinileceği üzere; birinin gayesi tevhid, diğerinin gayesi ise putperestliktir.
Peki, gayeleri olan ve muvaffakiyet aradıkları işleri bulunan inanmış gençler mağarada niçin uyutulmuş olsunlar?
Ayette, genelde “uyandırdık” kimi zaman da “dirilttik” anlamı verilen “Be’asnâ” fiili, Kur’an’da, daha çok peygamberlerin toplumlarına elçi olarak gönderilmelerini anlamlandırmaktadır.(7) Nitekim kıssanın tam olarak anlatılacağı bölümde de gençlerin kente gönderilmeleri için tekrar edilecektir. Buradaki kullanım ise o gelecek bölümün özetidir. Gençlerin vahyin elçileri olarak toplumlarına gönderilmelerini ifade eder. Yani onlar, ölüm benzeri bir uykudan değil, şehrin rahmi olan mağaradan sosyal hayat için uyandırılmışlardır. İşin aslı şudur:
“Biz onların haberini sana doğru olarak anlatıyoruz: Onlar, Rablerine inanmış yiğitlerdi, hidayetlerini artırdık, kalplerini pekiştirdik.”
“Kalplerini pekiştirdik” deyimi, Allah’ın onlara sabır ve sebat vermesinden mecazdır. Kur’an’da başka yerlerde de aynı anlamda kullanılmıştır.(8) Burada inanmış gençlerin hidayetlerinin artırılmasının ve dirençlerinin güçlendirilmesinin dile getirilmesiyle onların gayelerine tekrar vurgu yapılmaktadır.
Şimdi; gayeleri bulunan, hidayetleri artırılan ve kalpleri pekiştirilen bu yiğitlerin, toplumun dayatmalarına karşı bir mağaraya çekilmeleri bir kaçış olabilir mi? Bu sorunun cevabı eğer hayır ise, Allah tarafından da desteklenen bu insanlar niçin orada sürekli uyutulmuş olsunlar?
Ayette dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, onların haberlerinin doğru şekliyle anlatılacağının söylenmiş olmasıdır. Böylece, kıssa hakkında biline gelen destanımsı şeylere itibar edilmemesi gerektiği yeniden hatırlatılmış olmaktadır.
Mağara hayatını tercih eden gençlerin Kur’an’daki kıssalarının bu icaz ile hülasasından sonra (İz) edatıyla başlayan ikinci bölümü gelir. Bu bölümde ise onların şu bildirileri yer almaktadır:
“Hani, kalktıklarında dediler: “Rabb’ımız, göklerin ve yerin Rabb’ıdır, O’nun dışında bir tanrıya yalvarmayacağız, yoksa kesinlikle, saçma söylemiş oluruz. Şu bizim toplumumuz, O’nun dışında tanrılar edindiler. Onlar için açık bir kanıt getirmeleri gerekmez mi? Artık Allah için yalan uydurandan daha zalim kimdir?”
Putperestliklerini dayatan bir toplumda inanan gençlerin ayağa kalkması, elbette bir ayaklanmadır. Nitekim bu ayaklanmada bildirilerini ilan etmişler ve onlarla yollarını ayırmışlardır. Bu olay üzerine, muhtemelen akrabalarından birisi, daha doğrusu onlarla mağaraya gidemeyecek olan inanmışlardan birisi şu teklifi yapmıştır:
“Madem onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki Rabb’ınız size rahmetinden yaysın ve size işinizde kolaylık hazırlasın.”
“Rahmetinden yaysın ve işinizde kolaylık hazırlasın” şeklindeki dua, gençlerin amacını yeniden vurgulamaktadır. Rahmet özlü bu dua, herhalde Mukaddes Kitabın çoğaltılması, tedrisi ve tebliğinde muvaffakiyet içindir.
İşte bu sahneden sonra inanmış yiğitlerin mağaranın yolunu tuttukları anlaşılıyor. Kıssanın aslının tafsil edileceği bu üçüncü bölüm yine (İz) edatıyla ve şöyle başlamaktadır:
“Hani, Güneşi görürsün ki doğduğunda – onlar bir boşluğunda iken- mağaralarından sağa meyleder. Battığında ise onları sola makaslar. Bu, Allah’ın delillerindendir. Allah her kimi doğru yola eriştirirse, işte o doğru yoldadır. Ve kimi de saptırırsa, artık ona hiçbir rehber koruyucu bulamazsın.”
Burada ilk anda mağaranın adresinin verildiği zannedilebilir. Fakat Kur’an’ın kıssa tahkiyelerinde böyle bir âdeti yoktur. Aslında muhtevaya dikkat edilirse, bu bölümün önceki ayetteki duanın cevabı olduğu anlaşılır. Güneş hayat için elzem olduğu gibi, bir mağarada uzun müddet yaşayabilmek için daha da elzemdir. Bu nedenle doğarken sağ taraftan, batarken de sol taraftan mağaraya eğilmesi gençler için büyük bir nimet olmaktadır. Kur’an bu dış tasvirden sonra şimdi mağaranın içine giriyor:
“Uyurlarken onları uyanık sanırsın. Onları sağa ve sola döndürürüz. Köpekleri girişte kollarını uzatmıştır. Görseydin onları, elbette dönüp kaçardın ve elbette onlardan korkuyla dolardın.”
Müfessirlerin çoğu, bu bölümden, gençler uzun bir uykuda iken etlerinin çürümemesi için sağa sola döndürüldüklerini anlarlar. Oysa sürekli uyuyan bir bedenin çürümeye yüz tutması, yiyecek ve içeceğe olan ihtiyacından daha çabuk değildir. Kaldı ki uyuyanın sağa-sola döndürülmesi, mağara zararlılarından korumak için de yeterli olmayacaktır. Dahası, kendileri gibi canlı olan köpekleri bu döndürülmenin dışında tutulmuştur. Bu durumda, gençlerle birlikte olduğu ve sağa sola döndürülmediği halde köpeğin etinin çürümemiş olması başka bir izah tarzını gerekli kılacaktır.
Aslında gençlerle köpeklerinin arasını ayıran bu üslup, hayvansal bedenleri değil, insani cihetleri öncelemektedir. Nitekim bu “dönme” fiili, Kur’an’da birden fazla yerde “dönüp dolaşma ve seyahat etme” anlamında kullanılmıştır.(9) Bu durumda “onları sağa ve sola döndürürüz” deyişinden, gençlerin “tasrifi umur” için sağa sola dolaştırıldıklarını anlamak daha doğru olacaktır.
Ayrıca burada fiilin Allah’a isnat edilmesi; gençlerin kendilerini ilahi iradeye teslim ettiklerine,(10) şefkatle yetiştirildiklerine;(11) bir âlemden başka bir âleme geçirildiklerine,(12) ruhen yüceltilip dengeli yapıldıklarına, her türlü pozisyonlarının ilahi muhafaza altına alındığına da işaret etmektedir.
Köpeğin mağaranın eşiğinde ve ön ayaklarını açmış vaziyette durur şekilde tavsif edilmesi ise, ona hayvan severler noktasından bakılmasına, hele hele cennet ehli arasında gösterilmesine mani bir üsluptur. Hatırlatılan şey, köpeğin yabancıyı ürküten asli ve vahşi tabiatıdır.
Kısaca bu bölüm; gençlerin her an tetikte oldukları için yatarlarken bile uyanık gibi göründüklerine, sosyal hayattan tamamen kopmayıp sağa sola gidip geldiklerine, köpeklerinin de mağaranın eşiğinde emniyet için hazır vaziyette beklediğine temas ederek gençlerin; dikkat, gayret ve tedbirlerini dile getirmektedir.
“İşte böyle, aralarında soruştursunlar diye onları gönderdik.”
Yani toplumlarına elçilik etsinler, vahiy putperestlerin gündemine girsin, toplum öteki hayatı soruşturup konuşsun diye Yiğitleri ruhani hayattan beşeri hayata, uzletten cemiyete uyandırdık.
“Onlardan bir sözcü dedi: “Ne kadar beklediniz?” Dediler: “Bir gün bekledik veya günün bir parçası kadar.”
Diyalogdaki onlar-siz ikiliği, bu sözcünün, mağara dışından, ama gençlerden yana olan birisi(13) olduğunu göstermektedir. Nitekim gençlerin mağaraya sığınmasını teşvik edenler de onlar olmuşlardır. Sözcünün sorusu, mağara hayatının uzun sürdüğünü ima ettiği gibi, gençlerin “Günün bir parçası kadar” şeklindeki cevabı ise, bu hayatlarının kendilerine zamanın akışını unutturduğunu simgelemektedir.
Dışarıdaki yakınları Mağaradaki gençlere rehberliğe devam ediyorlar:
“Dediler: “Ne kadar beklediğinizi Rabb’ınız daha iyi bilir. Şimdi birinizi şehre gönderin, şu paranızla hangi yiyeceğin daha temiz olduğuna baksın, ondan size yiyecek getirsin. Ayrıca nezaketle davransın ve sakın sizi kimsenin bilincine vardırmasın. Eğer onlar size hâkim olursa, sizi kovarlar veya kendi dinlerine döndürürler, o durumda artık asla kurtulamazsınız.”
Buradaki “Şehir, para, yiyecek ve nezaket” unsurları, onların cemaat hayatından, cemiyet hayatına attıkları ilk adımın simgeleridir. Ayrıca burada inananların, helal ve haram yiyecekler konusundaki bilinçlerine ve tebliğde ancak iyi muamele ile mesafe alınabileceği hassasiyetlerine işaret edilmektedir.
“İşte böyle, onları buldurduk, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu ve Saat konusunda kuşku olmadığını bilmeleri için.”
“Buldurduk”, yani gafil oldukları şeyi onlara öğrettik.(14) Mağarada kalanlar, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu zaten bilmektedir. Bunu öğrenecek olanlar putperestlerdir. O zaman, “Allah’ın vadinin gerçek olduğunu bilmeleri için onları o topluma haber verdik” demek olur. Kıssanın Kur’an’daki “gerçek anlatım”ı işte bu buluşma ile son bulmuştur.
Bu tafsilden sonra yine (İz) edatıyla başlayan yeni ve son bölüm gelir. Burada sadece kıssanın efsane şekline işaret edilmiş; sonraki zamanlarda yaşayan kimselerin, o gençlerin sayıları, mağarada kalış süreleri ve onlar anısına yapmak istedikleri şeyler üzerine tartışmışları konu edilmiştir.
Burada dikkat çeken en önemli husus ise, Kur’an’ın bu tür amaçsız yakıştırmaları sadece naklettiği, fakat asla tasdik etmediğidir.
O zaman bu son noktada şu tespiti yapmamız kaçınılmaz olur. Üçüncü bölümde gençlerin gerçek olarak tafsil edilen kıssalarının satır araları, çoğu zaman mucizeleştirme gayretleriyle, dördüncü bölümden çalınan efsanevi unsurlarla doldurulmaktadır. Bu, elbette Kur’an’ın hidayetini ters yüz etmeye yönelik bir alışkanlıktır. Bu yazının asıl amacı da, işte bu alışkanlığı sorgulamaktır.
Son yüzyılda, Filistin’de Ölü Deniz yakınlarındaki Kurman köyünün harabelerinde 1947 yılından itibaren yapılan kazılar, bir mağarayı gün ışığına çıkarmıştır. (Nitekim sahabe ve sonraki nesle dayanan rivayetler de Kur’an’da anlatılan bu olayın meydana geldiği yerin Akabe ve Filistin arasında olduğunu göstermektedir.) Mağarada bir mutfak, toplantı odaları, derslikler ve bazı yazmaların saklandığı bir kitaplık olduğu tespit edilmiştir. Birisi “Bakır Tomar” olarak bulunan yazmalar, Mukaddes Kitap nüshaları ve tefsirleridir. (Kur’an’ın bu inançlı gençlere verdiği Rakîm ehli/Yazıcılar adı, tam da bu manzarayı resmediyor gibidir.) Kalıntılar bunların sahiplerinin M.Ö. III. ile I. asır arasında orada yaşayan “Essen” tarikatı mensupları olduğunu göstermektedir. Onların el sanatlarıyla uğraştıkları, mağara önündeki vadiyi ekip biçtikleri, tek aile gibi yaşadıkları için büyük bir hazine biriktirdikleri bilinmektedir.(15) Esseniler’in öteki hayata inançlarının çok kuvvetli olduğu, yiyecekler konusunda çok titiz davrandıkları, yemeklerinde ve ibadetlerinde özel elbiseler giydikleri de bilinenler arasındadır.
Bütün bu unsurlar, kıssanın Kur’an’daki muhtevasına uygun düşmektedir. Bu nedenle çağdaş âlimlerimizden M. Esed ile M. Hamidullah, Kur’an’da kıssaları anlatılan Mağara ehlinin Essen tarikatı üyeleri olabileceğini söylerler.
Bilen Allah’tır.
____________________
1) Kehf 18/9.
2) Taberî, Tefsîr. Ayrıca bkz. Ekrabu’l-Mevârid. Kelimenin anlamı için bkz. İnşikak 83/9,20.
3) Zemahşerî, Keşşâf. El-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûs.
4) İbn Aşûr, et-Tahrîr.
5) Bkz. Muhammed Esed.
6) Halîl, Kitâbu’l-Ayn. Ayrıca bkz. E. Hamdi Yazır.
7) Âl-i İmrân 3/164. Furkân 25/51.
8) Kasas 28/10. Enfâl 8/11. Zemahşerî, Esâsu’l-Belâga. İbrâhim el-Yazıcı, Nec’atu’r-Râid.
9) Gâfir 40/4. Bkz. Hadislerde “Taklîbu’l-Hasâ”.
10) En-Nîsâbûrî, Tefsîr.
11) El-Kuşeyrî, Tefsîr. 12) El-Âlûsî, Ruhu’l-Meânî. 13) Ferrâ’nın yorumu için bkz. Râzî, Tefsîr. 14) İbn Âdil, Tefsîru’l-Lübâb.
15) Robert Chaney, Antik Çağdan Günümüze Kadar Esseniler


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder