KENTİN DAYATMALARINA KARŞI MAĞARAYI TERCİH EDEN GENÇLER \
AHMET BAYDAR
Sayıları tam olarak bilinmeyen gençlerin, bilinmeyen bir
çağda, adresi bilinmeyen bir mağarada, bilinmeyen bir süre kalışlarının
Kur’an’daki anlatımı şöyle başlar:
“Yoksa Mağara ve Rakîm ehlini delillerimizden şaşılacak
bir şey mi idiler sandın?”(1)
“Rakîm”, mağara ehlinin mesleklerinden doğmuş olan meşhur
adlarıdır. Yazma eser demektir. Nitekim onların taş ve demir üzerine yazılar
oydukları rivayet edilmiştir.(2) Bu adlandırma, onların mağarada Mukaddes
kitabın istinsahı ile iştigal eden inanmış kimseler olabileceğine işaret
etmektedir.
Bu ayete söz akışındaki bütünlüğünde bakılırsa, başka önemli
bir hususun da anlaşılacağı görülecektir. Bu husus, iman damarları kurumuş bir
kentten imanla süslenmiş gençlerin çıkarılmasının, ölü topraktan yeşil
bitkilerin çıkarılması gibi olduğu, bu nedenle anlatılacak olan kıssanın; kuru
topraktan hayrete değer süsler çıkaran ilahi âdete uygun olarak algılanması
gerektiği, şaşkınlık veren (aceb) bir delil olarak algılanmaması gerektiğidir.
Aslında bu ifade, kıssanın efsaneleştirilmesine Kur’an’ın
olumsuz baktığına da gizli bir göndermede bulunmaktadır. Ne gariptir ki
Müslüman toplumlar zamanla kıssayı tashih eden bu çarpıcı yargıyı unutmuşlar ve
yeniden eski mitolojik hüviyetine bürümüşlerdir.
Bundan daha önemli bir husus ise, kıssanın özü kabul
edilmesi gereken bu ayetten sonra Kur’an’ın olayı; “giriş”, “bildiri”,
“kıssanın aslı” ve “efsaneler” diyebileceğimiz dört bölüme ayırmasıdır. Burada
dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus ise, bu bölümlerin her birinin
(iz) edatıyla ayrılmış olmasıdır.
İnançlı ve sabırlı gençlerin mağaraya sığındıklarına özet
olarak temas eden giriş bölümü (iz) edatıyla şöyle başlar:
“Hani, Gençler mağaraya sığınmışlar ve demişlerdi:
“Rabb’ımız! Katından bize bir rahmet ver, işimizde bize bir muvaffakiyet
hazırla.”
Bu ayetten, gençlerin mağaraya uyumak için değil bir amaç
için gittiklerini, muvaffakiyet istedikleri bir işleri bulunduğunu öğreniyoruz.
Kur’an şöyle devam ediyor:
“Böylece, Mağarada, nice yıllar kulaklarını kapattık.”
“Kulaklarını kapattık” terkibi, işitmelerini engelledik,(3)
sağırlaştırdık anlamına bir deyimdir. Uyutma anlamında kullanılması ise,
Kur’an’ın nüzulünden sonra olmuştur.(4) Bu nedenle, akış içerisinde mağaranın
mukabili olan şehre karşı kulaklarını kapattık, sosyal hayatta olup bitenlerle
alakalarını kestik(5) şeklinde anlamak gerekir. Sözün sonrası da bu anlamı
doğrulamaktadır:
“Sonra, iki gruptan bekledikleri gayeyi hangisinin daha
iyi anlayacağını bilelim diye onları gönderdik.”
Ayette iki gruptan söz edilmektedir. Birisi mağara ehli,
diğeri zalim toplumdur. Her iki grubun da birer gayesi(6) vardır. Biri öteki
hayatı, diğeri ise şimdiki hayatı amaç edinmiştir. Biraz sonra değinileceği
üzere; birinin gayesi tevhid, diğerinin gayesi ise putperestliktir.
Peki, gayeleri olan ve muvaffakiyet aradıkları işleri
bulunan inanmış gençler mağarada niçin uyutulmuş olsunlar?
Ayette, genelde “uyandırdık” kimi zaman da “dirilttik”
anlamı verilen “Be’asnâ” fiili, Kur’an’da, daha çok peygamberlerin toplumlarına
elçi olarak gönderilmelerini anlamlandırmaktadır.(7) Nitekim kıssanın tam
olarak anlatılacağı bölümde de gençlerin kente gönderilmeleri için tekrar
edilecektir. Buradaki kullanım ise o gelecek bölümün özetidir. Gençlerin vahyin
elçileri olarak toplumlarına gönderilmelerini ifade eder. Yani onlar, ölüm
benzeri bir uykudan değil, şehrin rahmi olan mağaradan sosyal hayat için uyandırılmışlardır.
İşin aslı şudur:
“Biz onların haberini sana doğru olarak anlatıyoruz:
Onlar, Rablerine inanmış yiğitlerdi, hidayetlerini artırdık, kalplerini
pekiştirdik.”
“Kalplerini pekiştirdik” deyimi, Allah’ın onlara sabır ve
sebat vermesinden mecazdır. Kur’an’da başka yerlerde de aynı anlamda
kullanılmıştır.(8) Burada inanmış gençlerin hidayetlerinin artırılmasının ve
dirençlerinin güçlendirilmesinin dile getirilmesiyle onların gayelerine tekrar
vurgu yapılmaktadır.
Şimdi; gayeleri bulunan, hidayetleri artırılan ve kalpleri
pekiştirilen bu yiğitlerin, toplumun dayatmalarına karşı bir mağaraya
çekilmeleri bir kaçış olabilir mi? Bu sorunun cevabı eğer hayır ise, Allah
tarafından da desteklenen bu insanlar niçin orada sürekli uyutulmuş olsunlar?
Ayette dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, onların
haberlerinin doğru şekliyle anlatılacağının söylenmiş olmasıdır. Böylece, kıssa
hakkında biline gelen destanımsı şeylere itibar edilmemesi gerektiği yeniden
hatırlatılmış olmaktadır.
Mağara hayatını tercih eden gençlerin Kur’an’daki
kıssalarının bu icaz ile hülasasından sonra (İz) edatıyla başlayan ikinci
bölümü gelir. Bu bölümde ise onların şu bildirileri yer almaktadır:
“Hani, kalktıklarında dediler: “Rabb’ımız, göklerin ve
yerin Rabb’ıdır, O’nun dışında bir tanrıya yalvarmayacağız, yoksa kesinlikle,
saçma söylemiş oluruz. Şu bizim toplumumuz, O’nun dışında tanrılar edindiler.
Onlar için açık bir kanıt getirmeleri gerekmez mi? Artık Allah için yalan
uydurandan daha zalim kimdir?”
Putperestliklerini dayatan bir toplumda inanan gençlerin
ayağa kalkması, elbette bir ayaklanmadır. Nitekim bu ayaklanmada bildirilerini
ilan etmişler ve onlarla yollarını ayırmışlardır. Bu olay üzerine, muhtemelen
akrabalarından birisi, daha doğrusu onlarla mağaraya gidemeyecek olan
inanmışlardan birisi şu teklifi yapmıştır:
“Madem onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından
ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki Rabb’ınız size rahmetinden yaysın ve
size işinizde kolaylık hazırlasın.”
“Rahmetinden yaysın ve işinizde kolaylık hazırlasın”
şeklindeki dua, gençlerin amacını yeniden vurgulamaktadır. Rahmet özlü bu dua,
herhalde Mukaddes Kitabın çoğaltılması, tedrisi ve tebliğinde muvaffakiyet
içindir.
İşte bu sahneden sonra inanmış yiğitlerin mağaranın yolunu
tuttukları anlaşılıyor. Kıssanın aslının tafsil edileceği bu üçüncü bölüm yine
(İz) edatıyla ve şöyle başlamaktadır:
“Hani, Güneşi görürsün ki doğduğunda – onlar bir
boşluğunda iken- mağaralarından sağa meyleder. Battığında ise onları sola
makaslar. Bu, Allah’ın delillerindendir. Allah her kimi doğru yola eriştirirse,
işte o doğru yoldadır. Ve kimi de saptırırsa, artık ona hiçbir rehber koruyucu
bulamazsın.”
Burada ilk anda mağaranın adresinin verildiği
zannedilebilir. Fakat Kur’an’ın kıssa tahkiyelerinde böyle bir âdeti yoktur.
Aslında muhtevaya dikkat edilirse, bu bölümün önceki ayetteki duanın cevabı
olduğu anlaşılır. Güneş hayat için elzem olduğu gibi, bir mağarada uzun müddet
yaşayabilmek için daha da elzemdir. Bu nedenle doğarken sağ taraftan, batarken
de sol taraftan mağaraya eğilmesi gençler için büyük bir nimet olmaktadır.
Kur’an bu dış tasvirden sonra şimdi mağaranın içine giriyor:
“Uyurlarken onları uyanık sanırsın. Onları sağa ve sola
döndürürüz. Köpekleri girişte kollarını uzatmıştır. Görseydin onları, elbette
dönüp kaçardın ve elbette onlardan korkuyla dolardın.”
Müfessirlerin çoğu, bu bölümden, gençler uzun bir uykuda
iken etlerinin çürümemesi için sağa sola döndürüldüklerini anlarlar. Oysa
sürekli uyuyan bir bedenin çürümeye yüz tutması, yiyecek ve içeceğe olan
ihtiyacından daha çabuk değildir. Kaldı ki uyuyanın sağa-sola döndürülmesi,
mağara zararlılarından korumak için de yeterli olmayacaktır. Dahası, kendileri
gibi canlı olan köpekleri bu döndürülmenin dışında tutulmuştur. Bu durumda,
gençlerle birlikte olduğu ve sağa sola döndürülmediği halde köpeğin etinin
çürümemiş olması başka bir izah tarzını gerekli kılacaktır.
Aslında gençlerle köpeklerinin arasını ayıran bu üslup,
hayvansal bedenleri değil, insani cihetleri öncelemektedir. Nitekim bu “dönme”
fiili, Kur’an’da birden fazla yerde “dönüp dolaşma ve seyahat etme” anlamında
kullanılmıştır.(9) Bu durumda “onları sağa ve sola döndürürüz” deyişinden,
gençlerin “tasrifi umur” için sağa sola dolaştırıldıklarını anlamak daha doğru
olacaktır.
Ayrıca burada fiilin Allah’a isnat edilmesi; gençlerin
kendilerini ilahi iradeye teslim ettiklerine,(10) şefkatle
yetiştirildiklerine;(11) bir âlemden başka bir âleme geçirildiklerine,(12)
ruhen yüceltilip dengeli yapıldıklarına, her türlü pozisyonlarının ilahi
muhafaza altına alındığına da işaret etmektedir.
Köpeğin mağaranın eşiğinde ve ön ayaklarını açmış vaziyette
durur şekilde tavsif edilmesi ise, ona hayvan severler noktasından bakılmasına,
hele hele cennet ehli arasında gösterilmesine mani bir üsluptur. Hatırlatılan
şey, köpeğin yabancıyı ürküten asli ve vahşi tabiatıdır.
Kısaca bu bölüm; gençlerin her an tetikte oldukları için
yatarlarken bile uyanık gibi göründüklerine, sosyal hayattan tamamen kopmayıp
sağa sola gidip geldiklerine, köpeklerinin de mağaranın eşiğinde emniyet için
hazır vaziyette beklediğine temas ederek gençlerin; dikkat, gayret ve
tedbirlerini dile getirmektedir.
“İşte böyle, aralarında soruştursunlar diye onları
gönderdik.”
Yani toplumlarına elçilik etsinler, vahiy putperestlerin
gündemine girsin, toplum öteki hayatı soruşturup konuşsun diye Yiğitleri ruhani
hayattan beşeri hayata, uzletten cemiyete uyandırdık.
“Onlardan bir sözcü dedi: “Ne kadar beklediniz?” Dediler:
“Bir gün bekledik veya günün bir parçası kadar.”
Diyalogdaki onlar-siz ikiliği, bu sözcünün, mağara dışından,
ama gençlerden yana olan birisi(13) olduğunu göstermektedir. Nitekim gençlerin
mağaraya sığınmasını teşvik edenler de onlar olmuşlardır. Sözcünün sorusu,
mağara hayatının uzun sürdüğünü ima ettiği gibi, gençlerin “Günün bir parçası
kadar” şeklindeki cevabı ise, bu hayatlarının kendilerine zamanın akışını
unutturduğunu simgelemektedir.
Dışarıdaki yakınları Mağaradaki gençlere rehberliğe devam
ediyorlar:
“Dediler: “Ne kadar beklediğinizi Rabb’ınız daha iyi
bilir. Şimdi birinizi şehre gönderin, şu paranızla hangi yiyeceğin daha temiz
olduğuna baksın, ondan size yiyecek getirsin. Ayrıca nezaketle davransın ve
sakın sizi kimsenin bilincine vardırmasın. Eğer onlar size hâkim olursa, sizi
kovarlar veya kendi dinlerine döndürürler, o durumda artık asla kurtulamazsınız.”
Buradaki “Şehir, para, yiyecek ve nezaket” unsurları,
onların cemaat hayatından, cemiyet hayatına attıkları ilk adımın simgeleridir.
Ayrıca burada inananların, helal ve haram yiyecekler konusundaki bilinçlerine
ve tebliğde ancak iyi muamele ile mesafe alınabileceği hassasiyetlerine işaret
edilmektedir.
“İşte böyle, onları buldurduk, Allah’ın vadinin gerçek
olduğunu ve Saat konusunda kuşku olmadığını bilmeleri için.”
“Buldurduk”, yani gafil oldukları şeyi onlara öğrettik.(14)
Mağarada kalanlar, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu zaten bilmektedir. Bunu
öğrenecek olanlar putperestlerdir. O zaman, “Allah’ın vadinin gerçek olduğunu
bilmeleri için onları o topluma haber verdik” demek olur. Kıssanın Kur’an’daki
“gerçek anlatım”ı işte bu buluşma ile son bulmuştur.
Bu tafsilden sonra yine (İz) edatıyla başlayan yeni ve son
bölüm gelir. Burada sadece kıssanın efsane şekline işaret edilmiş; sonraki
zamanlarda yaşayan kimselerin, o gençlerin sayıları, mağarada kalış süreleri ve
onlar anısına yapmak istedikleri şeyler üzerine tartışmışları konu edilmiştir.
Burada dikkat çeken en önemli husus ise, Kur’an’ın bu tür
amaçsız yakıştırmaları sadece naklettiği, fakat asla tasdik etmediğidir.
O zaman bu son noktada şu tespiti yapmamız kaçınılmaz olur.
Üçüncü bölümde gençlerin gerçek olarak tafsil edilen kıssalarının satır
araları, çoğu zaman mucizeleştirme gayretleriyle, dördüncü bölümden çalınan
efsanevi unsurlarla doldurulmaktadır. Bu, elbette Kur’an’ın hidayetini ters yüz
etmeye yönelik bir alışkanlıktır. Bu yazının asıl amacı da, işte bu alışkanlığı
sorgulamaktır.
Son yüzyılda, Filistin’de Ölü Deniz yakınlarındaki Kurman
köyünün harabelerinde 1947 yılından itibaren yapılan kazılar, bir mağarayı gün
ışığına çıkarmıştır. (Nitekim sahabe ve sonraki nesle dayanan rivayetler de
Kur’an’da anlatılan bu olayın meydana geldiği yerin Akabe ve Filistin arasında
olduğunu göstermektedir.) Mağarada bir mutfak, toplantı odaları, derslikler ve
bazı yazmaların saklandığı bir kitaplık olduğu tespit edilmiştir. Birisi “Bakır
Tomar” olarak bulunan yazmalar, Mukaddes Kitap nüshaları ve tefsirleridir.
(Kur’an’ın bu inançlı gençlere verdiği Rakîm ehli/Yazıcılar adı, tam da bu
manzarayı resmediyor gibidir.) Kalıntılar bunların sahiplerinin M.Ö. III. ile
I. asır arasında orada yaşayan “Essen” tarikatı mensupları olduğunu
göstermektedir. Onların el sanatlarıyla uğraştıkları, mağara önündeki vadiyi
ekip biçtikleri, tek aile gibi yaşadıkları için büyük bir hazine
biriktirdikleri bilinmektedir.(15) Esseniler’in öteki hayata inançlarının çok
kuvvetli olduğu, yiyecekler konusunda çok titiz davrandıkları, yemeklerinde ve
ibadetlerinde özel elbiseler giydikleri de bilinenler arasındadır.
Bütün bu unsurlar, kıssanın Kur’an’daki muhtevasına uygun
düşmektedir. Bu nedenle çağdaş âlimlerimizden M. Esed ile M. Hamidullah,
Kur’an’da kıssaları anlatılan Mağara ehlinin Essen tarikatı üyeleri
olabileceğini söylerler.
Bilen Allah’tır.
____________________
1) Kehf 18/9.
2) Taberî, Tefsîr. Ayrıca bkz. Ekrabu’l-Mevârid. Kelimenin
anlamı için bkz. İnşikak 83/9,20.
3) Zemahşerî, Keşşâf. El-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûs.
4) İbn Aşûr, et-Tahrîr.
5) Bkz. Muhammed Esed.
6) Halîl, Kitâbu’l-Ayn. Ayrıca bkz. E. Hamdi Yazır.
7) Âl-i İmrân 3/164. Furkân 25/51.
8) Kasas 28/10. Enfâl 8/11. Zemahşerî, Esâsu’l-Belâga.
İbrâhim el-Yazıcı, Nec’atu’r-Râid.
9) Gâfir 40/4. Bkz. Hadislerde “Taklîbu’l-Hasâ”.
10) En-Nîsâbûrî, Tefsîr.
11) El-Kuşeyrî, Tefsîr. 12) El-Âlûsî, Ruhu’l-Meânî. 13)
Ferrâ’nın yorumu için bkz. Râzî, Tefsîr. 14) İbn Âdil, Tefsîru’l-Lübâb.
15) Robert Chaney, Antik Çağdan Günümüze Kadar Esseniler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder