VİRÜSLER, KUŞLAR VE FİL ORDUSU \ AHMET BAYDAR
Dini-Tarihi eserlerde nakledildiğine göre; Miladî XI.
asırda, Yemen valisi Ebrehe, büyük bir filin rehberlik ettiği orduyla Kâbe’yi
yıkmak için yola çıkar. Ordu, Tâif ile Mekke arasındaki Mugammes denilen yere
geldiğinde beklenmedik bir hadiseyle karşılaşır. Deniz tarafından sökün eden
tuhaf bir kuş sürüsü, gaga ve ayaklarında taşıdıkları pişmiş taşları ordunun
üzerine fırlatır. Askerlerin tepesinden girip topuklarından çıkan bu taşlar
hepsini helak eder.
Müfessirler, klasik kaynaklardaki bu haberleri esas alarak
Kur’an’daki Fil Suresini şöyle anlamlandırırlar:
“Görmedin mi, Rabbin fil sahiplerine neler etti? Onların
planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üzerlerine pişmiş taşlar atan “ebâbil”
kuşlarını gönderdi. Böylece onları yenilmiş ekine çevirdi.”
Bu anlamlandırma, yukarıdaki mucizevî nakillerle
örtüşmektedir. Ancak bu durumda Kur’an’ın, olayı tahkiye formunda resmedilen
birbirini izleyen üç sahnede önemli bir husus dikkatlerden kaçmış
görünmektedir.
Ordunun planının bozulduğunu resmeden ilk sahne, bir ve
ikinci ayetlerde yer alır. Burada sadece planın bozulduğu açıklanmış, ama bunun
nasıl tahakkuk ettiğine değinilmemiştir. Ebrehe’nin planının, siyasi bir karşı
hareketle mi, hava muhalefetiyle mi yoksa bir kum fırtınasıyla mı bozulduğu
açıklanmamıştır.
“Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine neler etti? Onların
kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?”
İkinci sahne üç ve dördüncü ayetlerde resmedilir. Burada
ordunun üzerine sürülerle kuşların sevk edilmiş olduğu ifade edilir. Kuşların
sevki, bölümü başlatan “vav” (1) harfinden açıkça anlaşıldığı gibi, ordunun
planının bozulmasından sonra olmuştur:
“Ve üzerlerine, sürülerle kuşlar gönderdi.”
Üçüncüsü sahne ise beşinci ayette resmedilir. Mugammes
denilen yerde, mağlubiyetin anlatıldığı bu bölüm “fe” harfiyle başlar:
“Böylece onları yenilmiş bir ekin gibi yaptı.”
İşte klasik yorumda, harflerle ayrılan bu bölümler
dikkatlerden kaçmış görünmektedir.
Fil vakasının, nakillerdeki şiirlere de yansıyan detaylarına
bakılırsa, kuşlar dışında olayın seyrini etkileyen önemli bazı unsurların da
bulunduğu görülecektir. Bunlardan birisi, askere göz açtırmayan, çakıl kaldıran
bir kasırga (hâsıben) dır. O kadar ki din bilginleri bu kasırgaya karşı orduyu
direnmeye teşvik etmişler ama başarılı olamamışlardır. (2)
Bir diğer husus ise, daha önceleri yöre halkı tarafından hiç
bilinmeyen çiçek hastalığının (cüderî) ilk defa bu olayla birlikte
görüldüğüdür. (3) Kuşların attığı taşların, askerlerin bedenine isabet ettiği
yerlerden “çiçek” çıktığı şeklindeki tefsiri rivayet (4) ise olayın seyrindeki
etkeni dile getirir gibidir.
Çiçek, çok çeşitleri görülen, çok kolay bulaşan, hemen bütün
hayvanlarda izlenebilen, insanlarda ölüm dışında felaket sayılabilecek bedensel
tahribata sebep olan bir hastalıktır.
Nitekim Taifliler, Ebrehe’ye dostane duygularını iletmiş,
Lât tapınağına ilişmemesi koşuluyla, kendisine Mekke’ye kadar, Ebû Rigâl adlı
bir rehber vermişlerdi. İşte bu rehber Mugammas denilen yerde ansızın ölmüş ve
oraya gömülmüştü. Mekkeliler, ona duydukları nefretin bir göstergesi olarak, mezarını
taşlamayı bir gelenek haline getirmişlerdi. (5)
Burada zikredilmesi gereken önemli bir husus da Mugammes
denilen yerin fiziki yapısıdır. Eserlerde; buranın örtülmüş bir yer olduğuna
dikkat çekilmektedir. Örten şey de sert ve kızgın kayalardır. (6)
Bütün bunlar göz önüne alınırsa, vakanın şöyle tahakkuk
etmiş olduğu düşünülebilir. Birinci sahnede, çakıl taşlarını bile havalandıran
kasırga, çiçek virüsünü fil ordusuna bulaştırmış ve ilk defa görüldüğü için
tedbiri bilinmeyen bulaşıcı hastalık hızla yayılmıştır. Gözle görülemeyen küçük
yaratıklar, bitkin hale düşürdüğü askerin planını bozmuş ve dönmeye mecbur
bırakmıştır.
İkinci sahnede ise, ordudan perişan vaziyette geride kalan
yaralıların üstlerine akın eden sürülerle yırtıcı kuş, cesetleri taşlık araziye
çarparak yemeye başlamıştır.
Üçüncü sahne ise parçalanmış giysilerin ve etinden soyulmuş
kemiklerin, saman irisi gibi göründüğü sahnedir.
Eğer Kur’an’ın tahkiye üslubuna ve aklın temel ilkelerine
uygun olan bu ise, o zaman sureye, metni hiç zorlamadan şöyle bir mana
verilmesi gerekli olacaktır:
“Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine neler etti? Onların
kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Ve üzerlerine, onları pişmiş taşlara atan
sürülerle kuşlar gönderdi. Böylece onları yenilmiş bir ekin gibi yaptı.”
Bu olay, işaret dilinden anlayanlar için elbette belirlenmiş
bir ayet olmaya yeterlidir. Bunu yeterli görmeyerek, ayeti daha da
mucizeleştirme çabasına girenler ise, virüsün işini kuştan, kuşun işini de
virüsten beklemeye başlarlar.
____________
1) Takrir sorusundan sonra gelen bu harf ise, İnşirah
suresinde olduğu gibidir.
2) İbn Hişam, Siret.
3) İbn Hişam, Siret.
4) Rivayet tefsirlerde İkrime’ye isnat edilir. Bkz. Taberî.
5) Bkz. Cevadi Ali, el-Mufassal fî Târihi’l-Arab. Muhammed
Hamidullah, İslam Peygamberi.
6) Süyutî, eş-Şemâil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder