HZ DAVUD VE HZ SÜLEYMANIN HÜKÜM VERDİĞİ KOYUNLAR \
AHMET BAYDAR
“Rabb’ın topluluğu
çobansız koyunlar gibi kalmasın.” (Eski Ahit, Sayılar 27/16- 17)
Klasik eserlerimizde, Hz Davut ve oğlu Süleyman’la ilgili
olarak bir koyun kıssası anlatılır. Kıssaya göre; bir adamın koyunları
geceleyin başka bir adamın ekinine girer. Ekin sahibi, bu durumu Hz. Davud’a
şikâyet eder. O da, koyunların tarla sahibine verilmesine hükmeder. Daha sonra
ekin sahibi, Hz. Süleyman’a gelir. Fakat o, babasının verdiği hükmü kabul
etmez. Ekinler eski haline gelinceye kadar koyunların tarla sahibinde kalması
gerektiğine hükmeder.
Müfessirler, bu rivayetteki garipliklere aldırmadan, üstelik
Kur’an’ın da bu olaydan bahsettiğini öne sürerek ilgi kurdukları bir ayete şu
anlamı verirler:
“Davut ile Süleyman’ı da hatırla. Hani ikisi de ekinlik
hakkında hüküm veriyorlardı. Hani bir kavmin koyunları ekin içinde geceleyin
yayılmıştı…” (Enbiyâ 21/78-79)
Kitab-ı Mukaddes’te ve Yahudi eserlerinde böyle bir kıssa
anlatılmamıştır. Bu konuda Rasulullah’a isnat edilen bir hadis de
bulunmamaktadır. Öne sürülen bu muhtevayı Kur’an’da başka bir bölümde ele
almamıştır. Zaten yukarıdaki ayete yakından bakıldığında meselenin hiç de öyle
olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayette dikkat çekmek istediğimiz ilk husus, “kavim”
kelimesinin durumudur. Bu kelime belirlidir. Buradan, bahsi geçenin herhangi
bir kavim değil, söz akışından bilinmesi gereken belli bir kavim olduğu
anlaşılır.
Dikkat edilmesi gereken ikinci husus “ekinlik” anlamındaki
“hars” sözcüğüdür. Bu sözcük de belirlidir. Demek ki bu da her hangi bir
ekinlik değil, söz akışından anlaşılması gereken belli bir ekinliktir. (Bkz.
En’âm 6/136)
Önceki ayetlerden süregelen bağlama göre o belli kavim
İsrailoğulları’dır. Eğer bilinen kavim İsrailoğulları ise, bilinen ekinliğin de
onların ekinliği olması gerekir. Aslında bu ekinlik onların yurdudur. Bir yurda
ekinlik tabir edilmesinin sebebi ise; yönetime kavuşmamış olan İsrailoğullarına
“koyun” tabir edilmiş olmasındandır.
Yani ayetteki “Kavmin koyunları” ifadesi, o zaman
yöneticisiz olan toplumun genel durumunu resmetmektedir. Nitekim zamanın
İsrailoğulları Tevrat’ta; dağılmış, çobansız koyunlar olarak nitelenmiş, (I.
Krallar 22/17) ülkelerine otlak denmiş, ikisine birden de “Rabb’ın otlağının
koyunları” tabir edilmiştir. (Bkz. Yeremya 23/1-5)
Yukarıdaki ayette dikkat edilmesi gereken üçüncü husus;
yayılma anlamı yüklenen “n-f-ş” köküdür. Bu kök Kur’an’da başka bir ayette daha
kullanılmıştır. Oradaki anlamı, “yayılmak” değil “dağılmak”tır. (Kâri’a 101/5).
Yukarıdaki ayette de böyle olmasına mani bir şey yoktur.
Ayette dikkat edilmesi gereken dördüncü husus ise söz
akışıdır. Yeryüzünde biri diğerine varis olan iki “halife-peygamber”in
hâkimiyetlerinden söz edilen bir bağlamda “hüküm verme” sözcüğüne, “yönetme”
anlamı verilmesi herhalde gereklidir (Benzer kullanım için bkz. Sâd 38/26).
Bu durumda ayete şu anlam uygun olacaktır:
“Bir de Davud ve Süleyman’ı hatırla. Hani Ekinlikte
yöneticilik etmişlerdi, Kavmin koyunları orada dağıldığında. Biz yönetimlerine
tanıktık.” (Enbiyâ 21/78-79)
Buradan anlaşılması gereken; yöneticisiz olarak dağılmış
bulunan İsrailoğullarının, iki melik-peygamber tarafından yönetime
kavuşturulmalarıdır. Bu ayetten sonra, hükmün özellikle Hz. Süleyman’a
belletildiğinin zikredilmesinin sebebi ise, onun özel durumundan dolayıdır.
Çünkü o, sayılamayacak kadar büyük bir kalabalığın ortasında ve çocuk yaşta
iken babasına varis olmuştur. (Eski Ahit, I. Krallar 3/7-8)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder