DERİN BİR SU SANDI VE İKİ BALDIRINI AÇIVERDİ \
AHMET BAYDAR
Yazımızın başlığı, Ö. N. Bilmen’in, Neml Suresinin 44.
ayetine verdiği anlamdan alınmıştır.
Merhum Hamdi Yazır, Hz. Süleyman’la Sebe melikesinin
diyaloglarını ihtiva eden ayete şu anlamı vermiştir:
“Ona denildi: “Köşke gir!” Derken onu görünce derin bir
su sandı ve paçalarından çemrendi. Süleyman dedi: “o mücellâ bir köşk,
sırçadan.” Kadın dedi: “Ey Rabbim, gerçekten ben önce nefsime zulmetmişim,
şimdi Süleyman’ın maiyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”
Ayetteki “köşk” kelimesi, Ö. N. Bilmen’in mealinde saray,
D.İ.Başkanlığının mealinde ise salon olur. “Paça” sözcüğü ise, Ö.N.Bilmen’in
mealinde baldıra D. İ. Başkanlığının mealinde eteğe dönüşür. S. Ateş ise
mealinde paça yerine bacak demeyi tercih eder.
Çelişkili rivayetlerin ve hurafe olduğu besbelli olan
uydurmaların detaylarına girmeden şunu söylemek istiyoruz. Biz bu
farklılıkların temelinde mucizeleştirme gayretlerinin bulunduğunu düşünüyoruz.
Oysa köşk olarak tercüme edilen kelime, ayet metninde “Sarh”
tır. Bu da köşk demek değil, ağaç gibi tek başına yükseltilmiş, uzaklardan
görülebilen up uzun bina demektir.(1) Nitekim Firavun’un yaptırdığı yüksek
kuleye Kur’an “sarh” demiştir.(2) Ancak Melikenin ziyaret ettiği bu yer, sabit
bir kule midir? Yoksa devasa ve hareketli bir zafer anıtı mıdır? Yahut
Tevrat’ta anlatıldığı gibi; görkemli mabette Hz. Süleyman’ın misafirlerini
kabul ettiği bir bölüm müdür? Ya da onun kararlarını verdiği havuzlu bir saray
mıdır?(3) Bu açık değildir.
“Sarh”ın yüksek bir bina olduğunu, ayette onu niteleyen
“Mümerred” kelimesi de doğrulamaktadır. Mücellâ ve şeffaf gibi manalar verilen
bu kelime, aslında dağ gibi devasa görünümlü yüksek bina için kullanılır.(4)
Üzerinde durduğumuz ayette ise, kulenin billurlarla yükseltilmişliğini nitelemiştir.
Ayette “Derin bir su” diye tercüme edilen “Lücce”
kelimesinin manası, bağlamına göre değişse de temelde “tereddüt” anlamı içerir.
Gecenin karanlığının ve denizin suyunun gidip gelmesi, gözün engin siyahı,
tabiatın sonsuz yeşili ve gümüşün derin parlaklığı birer “lücce”dir.(5) Aynı
kökten olan “Lüciyy” kelimesi, Kur’an’da, denizin dalgalı hâli(6) için
kullanılmıştır.(7) Bu anlamların bileşkesi ise; renkte, parlaklıkta, görüntüde
ve hatta konuşmada hudutları tam olarak seçilemeyen, tereddüt ifade eden gayri
muayyenliktir.
Kelimeye anlam seçmeden önce, burada önemli bir hususa
işaret etmemiz gerekir. “Lücce” her ne ise de, Melike onu görememiş, ama
gördüğü kuleyi ona benzetmiştir. Yani onun asıl gördüğü, tek başına dikilmiş
olan yüksek bir binadır. Hatta muhatabı bu yanılgıya karşı onu uyarmış ve “o
billurlardan dikilmiş bir kule” demiştir. Bu durumda; kesme camlarla
yükseltilmiş hayret verici bir bina; derin bir suya değil, olsa olsa hareketli
bir dalgaya yahut serap gibi görüntüsü gidip gelen gayrı muayyen bir enginliğe
benzetilmiş olabilir.
Ayette “Paçalarından çemrendi” şeklinde tercüme edilen
bölüme gelince. Bu deyimin kelime kelime anlamı; “İnciklerini açtı” demektir.
İnsan bir şeyden korkar ve kaçmak için paçalarını toplarsa böylece incikleri
açılmış olur. Bu nedenle söz; insanın çetin bir olay karşısındaki dehşet
durumunu anlatmaya mesel olmuştur.(8) Nitekim Kur’an’da başka bir ayette de bu
anlamda kullanılmıştır.(9) Kısaca bu deyim, derin su korkusunu değil, hayret ve
dehşet durumunu bildiren bir istiaredir.
Bu durumda ayete şu anlamı vermek uygun olacaktır:
“Ona dendi: “Kuleye gir!” Onu görünce, bir “lücce” sandı
ve dehşete kapıldı. Dedi: “Bu, billurdan yükseltilmiş bir kuledir.” Dedi:
“Rabb’ım! Ben kendime zulmetmişim; Süleyman’la beraber, ulusların Rabb’ı
Allah’a teslim oldum.”
Peki, kuleye girmek ile Allah’a teslim olmak arasındaki
nasıl bir ilişki bulunmaktadır?
___________
1) Halîl, Kitabu’l-Ayn. Kurtubî, Tefsîr. Şevkânî, Tefsîr.
Zemahşerî, Tefsîr.
2) Gâfir 40/36. 3) Bu sahnenin Tevrat’taki hülasası
şöyledir: Melike, kalabalık bir heyetle Hz. Süleyman’a gelir ve önceden
tasarladığı her şeyi sorar. Onun bilgeliğinin derinliğini, yaptırdığı sarayı,
maiyetindekilerin saygısını, Rabbe sunduğu sunuları, nihayet mabedin ve sarayın
merdivenlerini görünce hayranlığını gizleyemez. II. Tarihler 9/1-12, I. Krallar
10/1-13.
4) Nitekim Kur’an’da şeytanı niteleyen “mârid” ve “merîd”
kelimeleri de, büyüklenme, diklenme ve isyankâr durumu ifade etmektedir. Bkz.
Sâffât 37/7. Hacc 22/3. 5) Es-Sahib, el-Muhît Fi’l-Lüga. 6) Kurtubî.
7) Halîl, Kitabu’l-Ayn. (Bkz. Bahr Luciyyin, Nûr suresinde.)
8) el-Ezherî, Tehzîbu’l-Luga. ez-Zebîdî, Tâcu’l-Arûs. İbn
Munzir, Lisân. İbn Esîr, en-Nihâye Fî Garîbi’l-Eser.
9) Bkz. Kalem 68/42. Zemahşerî, Keşşâf. Şevkâni (İbn Kuteybe’den
nakil) Fethu’l-Kadîr.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder